civar köyler

19 Şubat 2012 Pazar

Kadife

İşi, her gün İstiklal Caddesi'ni boydan boya geçmek olan bir vatman varmış. Görünüşü dikkat çekmeyen, mesleği gereği giydiği üniformayla sıradan, üstüne bıyıklı, yürümeden kat ettiği İstiklalce göbekli bir yurdum insanı. Ama gelin görün ki onu -herhangi biri bile değil- hiç kimse yapan bu niteliksiz niteliklerine rağmen bir konuşmayagörsün, o ses bugün kadife olan her şeyi utandırırmış. Ama kadifenin kendisini bile unutan telaşlı kalabalık, ne o sesi duyar ne de o sesin sahibindeki bu çelişkiyi fark edermiş.


Ben duymuştum, ben fark etmiştim. Onu izlemek keyifli, kimsenin görmediği birinin yalnızca bana görünmesi gibiydi. Bir gün kendine hayrı olmayan Akbilimle bindim tramvaya. Bakiye yetersiz. Para uzattım ben de Kadife'ye. Meğerse artık para da geçmiyormuş, ben dünyadan bihaber. Yapacak bir şey yok, gitme vakti geldi mi gitmeli insan. Ben de, ne yapalım diyerek döndüm arkamı. O anda konuştu benimle Kadife, ilk defa. “Kızmayın bize” dedi arkamdan, “kızmayın bize.” Donakaldım, kalakaldım, bakakaldım. Akbilden başka tanrıya eyvallah demeyen putperest şoförlerin “Senin paran burada geçmez bacım” minvalindeki terbiyesinden nasibini almış olan ben, bu her yerinden tevazu ve samimiyet fışkıran temenni karşısında sadece sarılmak istedim. Ama ne münasebet, kim kime sarılmış şimdiye kadar, ben miyim bir deli?


Sarılamadım tabi, indim tıpış tıpış. Bütün gün aklımdaydı Kadife. Gökten bir anda samimiyet düşmüş, büyüklüğü altında ezilmek bir yana, beni de büyütmüştü.


Güzel bir gündü o.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder