civar köyler

21 Mayıs 2013 Salı

Kamusal alanda ağlayan kadın'ın cinsiyetler üzerindeki etkisi



Yakın zamanda yaşadığım acı kayıp üzerine, bedenimin ve kalbimin keder karşısında verdiği alışılmışın dışında tepkiler beni hem gafil avlamakta, hem şaşırtmakta, hem de her şeye rağmen durmayan zihnimi (iyi mi, kötü mü, bilemiyorum) sosyal tespitlerde bulunmaya itmektedir. Bunlardan en önemlisi ve üzerine düşünmeme neden olan durum, aniden bastıran ağlama nöbetleri. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu ağlama nöbetlerini, bir tür sosyal tespit konusu haline getiren mecra ise kamusal alanda yaşanmaları.

Son birkaç günde yaşadığım bu tecrübe, kamusal alanda ağlayan kadın karşısında erkek ve kadının tepkilerinin belirgin farklılıklar taşıdığını gösterdi. Her iki cinsiyetin de kendi içinde ortak yönleri bulunan bu tepkiler, konu cinsiyetlerarası bir değerlendirme olduğunda birbirinden neredeyse tamamen ayrılıyor. 

Aşağıdaki değerlendirmeye geçmeden önce belirtilmelidir ki söz konusu ağlama, hıçkırıklara boğulmak şeklinde değil, usul usul ama saklanamayacak kadar da yoğun olarak tanımlanabilir. 

Kadın: 
Kamusal alanda ağlayan kadın karşısında bir kadının tepkisi istisnasız olarak iletişime geçmekten yana. Bu iletişim; bir mendil uzatmak, omza hafifçe ve şefkatle dokunmak ya da bizatihi konuşmak olabiliyor. Söz konusu alan eğer bir toplu taşıma aracıysa ağlayan kadın’ı gören birden fazla kadın olabiliyor ve ağlayan kadın’la iletişime geçme konusunda sessiz bir anlaşmayla kendi aralarında bir lider seçtiklerini düşündüren profesyonellikte davranıyorlar. Gözlerini ağlayan kadın’a dikmeden, ancak birilerinin onunla ilgilendiğine emin olma çabası içinde. Elbette ki bazı kadınlar, ağlayan hemcinslerini yalnız bırakmaktan ya da rahatsız etmemekten yana. Fakat belli ki bu düşünce, mendil uzatmaya ve şefkatli bir dokunuşa engel değil. Dolayısıyla bu kadınlar kümesi içinde, ağlayan kadın’ı yalnız bırakmaktan ya da onu rahatsız edeceğinden endişe duyan kadınlardan müteşekkil bir alt küme varsa da sonuç değişmiyor. Bir kadın mutlaka “yalnız değilsin” ya da “geçecektir” diyen o temasın üstlenicisi oluyor.

Erkek: 
Tecrübelerim erkeklerin, doğrudan ya da dolaylı herhangi bir temasta bulunmak konusunda aksi bir tutum içinde olduklarını gösterdi. Nedenlerine değinmeden önce ağlayan kadın karşısında takındıkları tutumu belirtmeye çalışacağım. Genel eğilim ağlayan kadın’ı fark ettiklerinde onu rahatsız etmemekten yana. Bazılarının beden dili, ne yapacaklarını bilemediklerini düşündürüyor. Hasbelkader göz göze gelinen anlarda, erkeklerin bakışındaki merhamet aşikâr. Ancak ya gerçekten ne yapacaklarına dair bir tecrübeden yoksun olduklarından ya da “ağlama” eylemi daha ziyade kadınla kol kola yürüdüğünden, bu durum karşısında müdahil olmamaya çalışıyorlar. Nedenlerine gelince: tahminlerim, kadının bir diğer kadına doğrudan teması bir özgürlük sorunu değilken erkeğin kadın bedenine dokunmasının alt metninin, onu bu özgürlükten mahrum ettiği yönünde. Çünkü söz konusu özgürlük, erkek ve kadın arasında tarih boyunca bir suiistimal tehdidini de içinde barındırıyor. Erkek de şefkatle uzatacağı yabancı elini, ağlayan kadın tarafından tacizci bir el olarak algılanması şüphesiyle cebinde tutuyor. Bir diğer faktör ise seyirci varlığı. Eğer ağlayan kadın bir taksi müşterisi ise, dolayısıyla ortamda erkek ile ağlayan kadın’dan başkası yoksa erkek onun derdini sormaktan ve kendi tecrübeleri ışığında yardımcı olmaktan çekinmiyor. Hiçbir şey yapamıyorsa, “fullediği” deponun ödülü olarak verilen mendillerden uzatıyor: “Halini görüyorum, istersen dinlerim de, ama sormam.” ancak başka insanların olduğu bir mecliste bu görevi ya diğer kadınlara devrediyor ya da seyirci faktörü, yanlış anlaşılma ve neticede rezil olma ihtimalinin, ağlayan kadın’ı teselli etme isteğine baskın çıkmasına neden oluyor. 

Ağlamak, tek başına bile erkeklerden esirgenen bir eylemken, kamusal alanda ağlayan bir erkek görmek enderden de ender bir durum. Hal böyleyken kamusal alanda ağlayan erkeğin meselesi daima ya ölüme ya da o minvalde derin bir kedere işaret ediyor. Tersi durumun işaret ettiği anlam ise, yani kamusal alanda ağlayan kadın’ın meselesi, sevgiliyle yapılan bir kavgadan ya da ayrılıktan ölüme kadar uzanabilir. Ama her durumda sanıyorum ilk akla gelen asla ölüm olmaz. (Burada, en başta belirttiğim, ağlama halinden kastedilen derecenin hatırlatılması icap ediyor.) Kamusal alanda -sokakta, toplu taşıma aracında, takside, pazaryerinde- ağlayan bir erkek görmediğim için, onun karşısında takınılacak tavrın cinsiyetlerarası farkını bilemiyorum. Ama tahminlerim, erkeklerin, ağlayan erkek’in omzuna kolunu atmakla başlayacak bir hasbıhali gösteriyor.

Bu konu ve bu konunun işaret ettiği çevre konular elbette ki tartışmaya ve üzerine eklemeler yapılmaya muhtaç. Yukarıdaki düşünceler, kabaca ele alınmış bir tecrübeler silsilesi olarak değerlendirilirse haksızlık edilmiş olmaz. 

Naçizane varlığım sakince selamlar sizi.

21 Mart 2012, İstanbul