Sırtını soğuk duvara vermişsin, yanı başında iki insan üç yastık. Yastıklara yaslanamıyorsun, insana nasıl…
Sırtını yastıklara vermişsin, yanı başında bir duvar iki insan. İnsanlarla konuşamıyorsun, duvarla nasıl…
Sırtını insanlara vermişsin, yanı başında iki yastık bir duvar. Kafanı yastıklara vuramıyorsun, duvara nasıl…
Peki hiç mi utanmıyorsun kendinden? Şu duvardan bile mi utanmıyorsun? Daha mı kolay olacak o zaman? Ya yaslandığın yastık, insan? Son domino taşı öyle ya da böyle devrilecekse, yaslandığın duvar üzerine çökecekse kimseden değil, sadece kendinden utan.
Bir omurgasız olmalıymışsın sen, bir yumuşakça. Bir kabuk bile fazla sana. Ne omurganın hakkını verirsin sen, ne başka evlerde ayağına verilen terliklerin.
Bir zamanlar bebek pembesi ciğerlerin, şimdi k(ömür) karası. İçine çekip de vermediğin tek bir nefesin olmadı. İçine çekip de sevmediğin tek bir…
Faniliğe sığınır, sonsuzluğu göze alamazsın. Her şeyin bir gün biteceğinden güç alırsın, biliyor musun ki her şeyin bitmesi bile zaman alır.
Bir soğuk duvar yeter bana dersin, gururun der bunu. Kibrin, bu duvarın sıvası çatlamış, der. Bir tek sen yorgunsun, bir tek senin yükün ağır, hani bulsan bir hamal, gözünün bırak yaşına, içine bile bakmazsın.
Bazı insanlar senin için “derin” der. Boşuna değil, hepsi maşallah kelebekleme yüzer. Sen kendi sığ sularında boğulursun, ama derin dendiği zaman utanmadan müteşekkir olursun. Bir çorak toprak çıkacak senin altından, görecekler, ne bir deniz kabuğu ne bir gemi enkazı. “Tuzlu suyla tatlının birbirine karıştığı, kabarıp durulan, meddi ve cezriyle serseri, bir balığa ev, bir kuşa sofra, bir rüzgâra oyuncak, bir çöle yağmur, bir adaya anne, bir taşa ölüm” bile olamayacaksın.
Sırtını yastıklara vermişsin, yanı başında bir duvar iki insan. İnsanlarla konuşamıyorsun, duvarla nasıl…
Sırtını insanlara vermişsin, yanı başında iki yastık bir duvar. Kafanı yastıklara vuramıyorsun, duvara nasıl…
Peki hiç mi utanmıyorsun kendinden? Şu duvardan bile mi utanmıyorsun? Daha mı kolay olacak o zaman? Ya yaslandığın yastık, insan? Son domino taşı öyle ya da böyle devrilecekse, yaslandığın duvar üzerine çökecekse kimseden değil, sadece kendinden utan.
Bir omurgasız olmalıymışsın sen, bir yumuşakça. Bir kabuk bile fazla sana. Ne omurganın hakkını verirsin sen, ne başka evlerde ayağına verilen terliklerin.
Bir zamanlar bebek pembesi ciğerlerin, şimdi k(ömür) karası. İçine çekip de vermediğin tek bir nefesin olmadı. İçine çekip de sevmediğin tek bir…
Faniliğe sığınır, sonsuzluğu göze alamazsın. Her şeyin bir gün biteceğinden güç alırsın, biliyor musun ki her şeyin bitmesi bile zaman alır.
Bir soğuk duvar yeter bana dersin, gururun der bunu. Kibrin, bu duvarın sıvası çatlamış, der. Bir tek sen yorgunsun, bir tek senin yükün ağır, hani bulsan bir hamal, gözünün bırak yaşına, içine bile bakmazsın.
Bazı insanlar senin için “derin” der. Boşuna değil, hepsi maşallah kelebekleme yüzer. Sen kendi sığ sularında boğulursun, ama derin dendiği zaman utanmadan müteşekkir olursun. Bir çorak toprak çıkacak senin altından, görecekler, ne bir deniz kabuğu ne bir gemi enkazı. “Tuzlu suyla tatlının birbirine karıştığı, kabarıp durulan, meddi ve cezriyle serseri, bir balığa ev, bir kuşa sofra, bir rüzgâra oyuncak, bir çöle yağmur, bir adaya anne, bir taşa ölüm” bile olamayacaksın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder