İçimde, av
peşindeki bir sivrisinek sürüsünün çıkardığı sinir bozucu gürültüye denk bir
cenk var. Oysa ordular birer kişiden ibaret, üstelik sadece biri bağırıyor.
Diğeri uyumakta.
İçimde uyuyan
biri var. Cesametli ve inatçı. Mağarasında kendine kurban edilecek âdemoğlunu
bekleyen bir dev kibrinde. Onun yanında pire minikliğinde bir ben daha.
Uyumayan, uyutmak istemeyen. Şanını küçüklüğünden alan bir kıymık gücünde.
Rahat vermiyor, ele gelmiyor, kaçı(nı)lmaz.
İşte bu ikisinin
cenkleşmeleri, cılız ben’den ziyade devin, uykusunun derinliğine yüzyıllık bir
atalet sığdırışının gürültüsüyle inletiyor ovalarımı. Ben hangisiyim? Her ikisi
de. Kendisini benimseyememiş iki yarım ruh. Uyuyan uyurken yoruluyor,
uyandırmak isteyense çıkmayan sesinden. Ne kadar kendimi o zayıf seste hemhâl
etmeye çalışsam da dev her seferinde bir iç çekiş derine daha iniyor. Ve uykusu
bir esneme gibi bulaşıcı; sonsuz bir esneme.
Uyan, yalnız
değilsin. Uyan, sorumlulukların var. Uyan, hayat mücadele ister. Uyan, kendini
geliştir. Uyan konuş; uyan sus...
“İyi ki
öleceğim,” diyor insan, “ya ölümsüz olsaydım…” İyi ki öleceğim –bir insanım
ben, bir olamamış–, iyi ki öleceğim.
Yine de bir ölüm
unutkanlığı içinde yaşıyorum. Ölüm yokmuş gibi, sahiplenmeden hayatımı. Dün
yok, yarın muamma. Bugün ise parça parça. Ben, Leyla, neden böyle?
Çocukluğumu
hatırlamaya çalışıyorum. Fotoğraflar histen yoksun; tanıdık insanların, hiç
görmediğim kıyafetler içinde, hiç görmediğim mekânlarda çekilmiş fotoğrafları
gibi. İçinde benim olduklarım da pek farklı değil. O fotoğrafı çektirmiş olmam
şaşırtmıyor beni sadece. “Ben bunu ne zaman çektirdim?” hayreti olmadan,
duygudan ziyade bilgiye aşinalık.
Hikâyeler daha
uzağa düşüyor. Hepsi başkasının başına gelmiş gibi. Kendimi dondurulmuş
görüntülerin şekilsiz biraradalığında görüyorum. Zaman zaman masa hizasında,
zaman zaman yanağım halıda, zaman zaman gözümün önünde uçuşan bir sabun
köpüğünün aksinde ya da yeni ayakkabılarımı vitrinlerden izleyerek yürürken.
Konuştuğumu hiç hatırlamıyorum örneğin. Bir dilsizin kâbusu kadar sessiz.
Çocukluğum askerlik anıları gibi konsantre. Birkaç komik, ilginç, absürd anılar
antolojisi. Okunmuş da olabilir, duyulmuş da. Başkasının da olabilir. Benim
olmayabilir. “Küçük Leyla’nın Maceraları” isimli, her biri münferit bölümlerden
oluşan, devamlılığın yerlerde süründüğü bir dizi film.
Reyting magmada.