civar köyler

8 Ekim 2013 Salı

Leyla neden böyle?

İçimde, av peşindeki bir sivrisinek sürüsünün çıkardığı sinir bozucu gürültüye denk bir cenk var. Oysa ordular birer kişiden ibaret, üstelik sadece biri bağırıyor. Diğeri uyumakta.

İçimde uyuyan biri var. Cesametli ve inatçı. Mağarasında kendine kurban edilecek âdemoğlunu bekleyen bir dev kibrinde. Onun yanında pire minikliğinde bir ben daha. Uyumayan, uyutmak istemeyen. Şanını küçüklüğünden alan bir kıymık gücünde. Rahat vermiyor, ele gelmiyor, kaçı(nı)lmaz.

İşte bu ikisinin cenkleşmeleri, cılız ben’den ziyade devin, uykusunun derinliğine yüzyıllık bir atalet sığdırışının gürültüsüyle inletiyor ovalarımı. Ben hangisiyim? Her ikisi de. Kendisini benimseyememiş iki yarım ruh. Uyuyan uyurken yoruluyor, uyandırmak isteyense çıkmayan sesinden. Ne kadar kendimi o zayıf seste hemhâl etmeye çalışsam da dev her seferinde bir iç çekiş derine daha iniyor. Ve uykusu bir esneme gibi bulaşıcı; sonsuz bir esneme. 


Uyan, yalnız değilsin. Uyan, sorumlulukların var. Uyan, hayat mücadele ister. Uyan, kendini geliştir. Uyan konuş; uyan sus...

“İyi ki öleceğim,” diyor insan, “ya ölümsüz olsaydım…” İyi ki öleceğim –bir insanım ben, bir olamamış–, iyi ki öleceğim.

Yine de bir ölüm unutkanlığı içinde yaşıyorum. Ölüm yokmuş gibi, sahiplenmeden hayatımı. Dün yok, yarın muamma. Bugün ise parça parça. Ben, Leyla, neden böyle?

Çocukluğumu hatırlamaya çalışıyorum. Fotoğraflar histen yoksun; tanıdık insanların, hiç görmediğim kıyafetler içinde, hiç görmediğim mekânlarda çekilmiş fotoğrafları gibi. İçinde benim olduklarım da pek farklı değil. O fotoğrafı çektirmiş olmam şaşırtmıyor beni sadece. “Ben bunu ne zaman çektirdim?” hayreti olmadan, duygudan ziyade bilgiye aşinalık.


Hikâyeler daha uzağa düşüyor. Hepsi başkasının başına gelmiş gibi. Kendimi dondurulmuş görüntülerin şekilsiz biraradalığında görüyorum. Zaman zaman masa hizasında, zaman zaman yanağım halıda, zaman zaman gözümün önünde uçuşan bir sabun köpüğünün aksinde ya da yeni ayakkabılarımı vitrinlerden izleyerek yürürken. Konuştuğumu hiç hatırlamıyorum örneğin. Bir dilsizin kâbusu kadar sessiz. Çocukluğum askerlik anıları gibi konsantre. Birkaç komik, ilginç, absürd anılar antolojisi. Okunmuş da olabilir, duyulmuş da. Başkasının da olabilir. Benim olmayabilir. “Küçük Leyla’nın Maceraları” isimli, her biri münferit bölümlerden oluşan, devamlılığın yerlerde süründüğü bir dizi film. 
Reyting magmada.