civar köyler

1 Kasım 2012 Perşembe

Kaplumbağa müziği

Dinlediğim müzikler ile sevdiğim müzikler arasında korkunç ve mantık dışı bir uçurum var.
Ben örneğin Michael Nyman severim, Anouar Brahem, namı-ı diğer Enver İbrahim severim. Efendime söyleyeyim, bir A Lavandeira Noite'yi Jaramar'dan dinlemeyi severim. Oblivion severim, Eleni Karaindrou, Şigeru Umebayaşi severim.
Ama gelin görün ki, evin, otobüs yolculuklarının, dost sohbetlerinin, temizlik günlerinin fonunda hep rock barlardan ya da ucuz müzik kanallarından çıkma müzikler duyulur.
Kimse de inanmaz benim -kendimce ve görece- iyi müzikler dinlediğime. Ben hep popülerin peşinde, nörotransmitterlerini ve cânım ATP'lerini bu, formülü çikletten çıkma şarkılar için harcayan biri oluveririm. Pratikte doğruluk payı vardır bu iddianın. Evet, öyleyim.
Çünkü cesaretim yok. Sevdiğim o güzelim müzikleri dinlemeye cesaret edemiyorum. Çünkü ne zaman onları dinlemeye kalksam kalbimde bir taşkınlık, bir coşkunluk, nesir'den çıkıp nâzım'a doğru yol alan bir halet-i ruhiye; kalbim kükremiş sel gibi yırtar bedenimi, dayanamam bu aşkın hallere.
Çünkü yüzüme vurur hayatım, içimden geçenlere ihanet edeceğini. İçimdeki bu coşkunluğu göremem dışarıda. Oysa bu müzikler, bu sesler de dışarıda. Parmaklardan dökülmesiyle geldi, ulaştı bana. İşte o parmaklar işaret eder beni, yoksunluğumu aynalara gösterir. O parmakların eşsiz izi, benim eşsizliğimi yalnızlığa dönüştürür. Kalbim taşıyamaz bu mahrumiyeti.
Dinleyemem ben de. Ama severim, çok severim.
Bir gün, bu dünyadan göçüp gittiğimde, bilinsin. Bu kaplumbağa, sevdiği müzikleri dinleyemeyecek kadar çekildi kabuğuna.