Yakın zamanda yaşadığım
acı kayıp üzerine, bedenimin ve kalbimin keder karşısında verdiği alışılmışın
dışında tepkiler beni hem gafil avlamakta, hem şaşırtmakta, hem de her şeye
rağmen durmayan zihnimi (iyi mi, kötü mü, bilemiyorum) sosyal tespitlerde bulunmaya
itmektedir. Bunlardan en önemlisi ve üzerine düşünmeme neden olan durum, aniden
bastıran ağlama nöbetleri. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu ağlama
nöbetlerini, bir tür sosyal tespit konusu haline getiren mecra ise kamusal
alanda yaşanmaları.
Son birkaç günde yaşadığım bu tecrübe, kamusal alanda ağlayan
kadın karşısında erkek ve kadının tepkilerinin belirgin farklılıklar taşıdığını
gösterdi. Her iki cinsiyetin de kendi içinde ortak yönleri bulunan bu tepkiler,
konu cinsiyetlerarası bir değerlendirme olduğunda birbirinden neredeyse tamamen
ayrılıyor.
Aşağıdaki değerlendirmeye geçmeden önce belirtilmelidir ki söz
konusu ağlama, hıçkırıklara boğulmak şeklinde değil, usul usul ama
saklanamayacak kadar da yoğun olarak tanımlanabilir.
Kadın:
Kamusal alanda ağlayan kadın karşısında bir kadının tepkisi
istisnasız olarak iletişime geçmekten yana. Bu iletişim; bir mendil uzatmak,
omza hafifçe ve şefkatle dokunmak ya da bizatihi konuşmak olabiliyor. Söz
konusu alan eğer bir toplu taşıma aracıysa ağlayan kadın’ı gören birden fazla
kadın olabiliyor ve ağlayan kadın’la iletişime geçme konusunda sessiz bir
anlaşmayla kendi aralarında bir lider seçtiklerini düşündüren profesyonellikte
davranıyorlar. Gözlerini ağlayan kadın’a dikmeden, ancak birilerinin onunla ilgilendiğine
emin olma çabası içinde. Elbette ki bazı kadınlar, ağlayan hemcinslerini yalnız
bırakmaktan ya da rahatsız etmemekten yana. Fakat belli ki bu düşünce, mendil
uzatmaya ve şefkatli bir dokunuşa engel değil. Dolayısıyla bu kadınlar kümesi
içinde, ağlayan kadın’ı yalnız bırakmaktan ya da onu rahatsız edeceğinden
endişe duyan kadınlardan müteşekkil bir alt küme varsa da sonuç değişmiyor. Bir
kadın mutlaka “yalnız değilsin” ya da “geçecektir” diyen o temasın üstlenicisi
oluyor.
Erkek:
Tecrübelerim erkeklerin, doğrudan ya da dolaylı herhangi bir
temasta bulunmak konusunda aksi bir tutum içinde olduklarını gösterdi.
Nedenlerine değinmeden önce ağlayan kadın karşısında takındıkları tutumu
belirtmeye çalışacağım. Genel eğilim ağlayan kadın’ı fark ettiklerinde onu
rahatsız etmemekten yana. Bazılarının beden dili, ne yapacaklarını
bilemediklerini düşündürüyor. Hasbelkader göz göze gelinen anlarda, erkeklerin
bakışındaki merhamet aşikâr. Ancak ya gerçekten ne yapacaklarına dair bir
tecrübeden yoksun olduklarından ya da “ağlama” eylemi daha ziyade kadınla kol
kola yürüdüğünden, bu durum karşısında müdahil olmamaya çalışıyorlar.
Nedenlerine gelince: tahminlerim, kadının bir diğer kadına doğrudan teması bir
özgürlük sorunu değilken erkeğin kadın bedenine dokunmasının alt metninin, onu
bu özgürlükten mahrum ettiği yönünde. Çünkü söz konusu özgürlük, erkek ve kadın
arasında tarih boyunca bir suiistimal tehdidini de içinde barındırıyor. Erkek
de şefkatle uzatacağı yabancı elini, ağlayan kadın tarafından tacizci bir el
olarak algılanması şüphesiyle cebinde tutuyor. Bir diğer faktör ise seyirci
varlığı. Eğer ağlayan kadın bir taksi müşterisi ise, dolayısıyla ortamda erkek
ile ağlayan kadın’dan başkası yoksa erkek onun derdini sormaktan ve kendi
tecrübeleri ışığında yardımcı olmaktan çekinmiyor. Hiçbir şey yapamıyorsa, “fullediği”
deponun ödülü olarak verilen mendillerden uzatıyor: “Halini görüyorum, istersen
dinlerim de, ama sormam.” ancak başka insanların olduğu bir mecliste bu görevi
ya diğer kadınlara devrediyor ya da seyirci faktörü, yanlış anlaşılma ve
neticede rezil olma ihtimalinin, ağlayan kadın’ı teselli etme isteğine baskın
çıkmasına neden oluyor.
Ağlamak, tek başına bile erkeklerden esirgenen bir eylemken,
kamusal alanda ağlayan bir erkek görmek enderden de ender bir durum. Hal
böyleyken kamusal alanda ağlayan erkeğin meselesi daima ya ölüme ya da o
minvalde derin bir kedere işaret ediyor. Tersi durumun işaret ettiği anlam ise,
yani kamusal alanda ağlayan kadın’ın meselesi, sevgiliyle yapılan bir kavgadan
ya da ayrılıktan ölüme kadar uzanabilir. Ama her durumda sanıyorum ilk akla
gelen asla ölüm olmaz. (Burada, en başta belirttiğim, ağlama halinden
kastedilen derecenin hatırlatılması icap ediyor.) Kamusal alanda -sokakta,
toplu taşıma aracında, takside, pazaryerinde- ağlayan bir erkek görmediğim
için, onun karşısında takınılacak tavrın cinsiyetlerarası farkını bilemiyorum.
Ama tahminlerim, erkeklerin, ağlayan erkek’in omzuna kolunu atmakla başlayacak
bir hasbıhali gösteriyor.
Bu konu ve bu konunun işaret ettiği çevre konular elbette ki
tartışmaya ve üzerine eklemeler yapılmaya muhtaç. Yukarıdaki düşünceler, kabaca
ele alınmış bir tecrübeler silsilesi olarak değerlendirilirse haksızlık edilmiş
olmaz.
Naçizane varlığım sakince selamlar sizi.
21 Mart 2012, İstanbul
21 Mart 2012, İstanbul
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder